30 Mayıs 2020 Cumartesi
Boş tencere pay edilir mi?

Boş tencere pay edilir mi?

Bir sofranın başına 10 kişi oturduğunu düşünün. Hiç biri yeterince beslenmemiş ve besine ihtiyaçları var. Yani dertleri beslenmekten çok, yaşamsal ihtiyaçlarını minimumda karşılamak. Evin annesi tencereyi gösteriyor ve ‘hepinizi doyuracağım’ diyor.

Fakat tencerenin içinde iki tas çıkacak kadar çorba var. Hayatta kalmalarını sağlamak için, herkese çorba vereceğini söyleyebilir mi? Yemeğin yetişmeyeceğini anladıktan sonra evin babasına dönüp, elindekini de ortaya koymasını söyler.

Oysa onda da komşudan ödünç gelen ve ertesi gün 1,5 tas olarak geri vermek zorunda oldukları bir tas çorbadan başka bir şey yok. Çocuklardan biri çıkıp, babanın da anne kadar katkı sağlaması gerektiğini söylerse ne olur?

Kim haklı çıkar bilinmez; ama o güne kadar uygulanan tüketim ekonomisiyle kredi kartlarını patlatmış, işsiz kalmış ebeveynlerin masanın etrafındakileri ayağa kaldıracak kadar besin sağlayamayacağı açık... Peki çocuklardan biri çorbanın yetersiz olduğunu göz ardı edip, babayı suçlayabilir mi?

İşte Türkiye’deki iktidar, reel sektör ve bankacılık üçgeninde yaşananlar bundan ibaret. Reel sektörün kalkınmak için değil, yaşamını devam ettirmek için finansmana ihtiyacı var. İktidar kamu bankalarından iki tas çorba koyup, özel bankaların emaneten kullandırdığı ve fazlasıyla geri ödemek zorunda olduğu, ihtiyaç karşısında son derece yetersiz paranın özelliğini görmeden, onlardan fedakarlık bekliyor.

Oysa temelde sorun nereden kaynaklanıyor? Kasada para yok. Bugüne kadar har vurup harman savurulmuş, kredi kartıyla yaşamış ve borcu boyunu aşmasına rağmen, şimdi de işini kaybetmiş ebeveyn gibiler.

Böylesi bir ortamda da TOBB çıkıp, özel bankaların da sürece dahil olmasını ve fedakarlık yapmasını istiyor. Bankacılık sektörünün kredi tercihlerinde bugüne kadarki performansının berbat olduğunu biliyoruz.

Tüketim odaklı kullandırılan borç paralar, faiziyle sendikasyon olarak ödenirken, yeni borçlar bulunup, dağıtılmak üzere kurgulanmış bir yapının yürümeyeceği açıktı. Ama bu ekonomi politikası bizzat iktidarın tercihiydi. Ayrıca desteklendi de...

Şimdi geldiğimiz noktada, kağıt üzerinde kazancını faaliyet dışı gelirlerden elde eden, son düzenlemeyle onun da önü kesilen ve geri ödeme yükümlülüğü olan özel bankaların kredi vermesini istemek, vermeyince de suçu buraya atarak sıyrılmak hak mı?

Kamu bankaları nasıl para verme kabiliyeti elde ediyor? Çünkü kendi içinde başka sorunlara neden olsa da kamu arkasında olduğunu belirtiyor. Şimdi açıklanan kredilerin verilmesi için iktidar özel bankalara, ‘verdiğin borcun teminatı benim’ mi diyecek, yoksa bilançolarını daha da zorlayacak ve geri ödemelerinde problem yaratarak, zaten günün sonunda devlet garantisindeki bu paraları üstlenmek zorunda kalacağı bir fotoğrafın baskısını mı yapacak?

Yetkililer ekranlara çıkıp kredi verdiklerini söylüyorlar ama iş sahada başka yaşanıyor. Bakın bir reel sektör mensubuyla bugün yaptığım bir konuşmanın detaylarını aktarayım. 5 yıllık bir firma ve KOBİ statüsünde... Bankalarda kredibilitesini bozacak tek bir unsur yok.

Ne çekleri yazılmış ne de kredi ödemelerinde aksama olmuş. Ama bugün reel sektörde motor durunca, alacaklarını tahsil edemediği için finansman sıkıntısına düşerek, iktidarın da açıklamalarına güvenerek, hesabı bulunan 2 kamu, 1 özel bankaya başvuruyor.

Gelen cevap kredi verilemeyeceği yönünde. Gösterilen gerekçe de iki başlıkta toplanıyor. Birincisi kredi çıksa dahi, bunu karşılayacak para yok. İkincisi de talimat verilmesine rağmen, bu kredilerin ne koşullarda kullandırılacağına ilişkin detay yok. Bu nedenle de kredi başvurusunu bile yapamıyorlar.

Sonuçta ne oluyor? O kredibilitesi düzgün firma alacakları olmasına rağmen, sıcak finans ihtiyacını karşılayamadığı için çekleri yazılmaya başlıyor. Ardından da işler düzelse bile sicili bozulacağından ihtiyaç halinde de kredi kullanamayacak. Muhtemelen de sonu temenni etmem ama kapanmak olacak. Hem de tedarik zincirindeki ödeme dengelerine de zarar vererek.

Ankara’da toplanıp, sahadan bihaber, verilecek kredileri rakam zannedip, hayatın gerçeğinden kopuk bir biçimde söylem geliştirirseniz, sadece doğruları söylememiş olmazsınız. Bu süreci borçlanmayı bile göze alarak atlatmaya çalışan firmaların hayalleriyle, umutlarıyla oynarsınız.

Netice mi? Bu durum o firmanın tüm çalışanlarını ücretsiz izne çıkarmasına neden oldu. Adım adım da belki kapatmaya gidecek. Şimdi açıklanan paketleri, söylemleri ve hayatın gerçeklerini ortaya koyun. Boş laf karın doyurmuş mu? Kredi de olsa destek vereceğinizi söylüyorsanız, kasaya dağıtılacak bir para koymalısınız. Yoksa sadece sonuçları itibariyle çok pahalı bir konuşma yapmış olursunuz.

8.04.2020 (Çetin Ünsalan)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

E-ticaret sorunu bitirir mi?

Kredilendiremediklerimiz

19 Mayıs ve çalışkan olmak

Yeni ekonomik tedbirler ne?

Dermişim ekonomisi

Pokerde elini açık etmek

Sanayiciden hem uyarı; hem formül

Elektrik ve doğalgaz niye kesilsin ki?

IMF, piyasa ve roller