25 Ağustos 2019 Pazar
12 EYLÜL VE BÖLÜNME

Ali Ayhan Özçubukçu

12 EYLÜL VE BÖLÜNME

12 Eylül öncesini bilenler, kan davası haline getirilen
kamplaşmanın tarafları, bir müddet sonra çözümü silahta
aradı. Ve bu süreç çok ağır bedeller ödenerek yaşandı.
Çekilen büyük toplumsal acılar ve çıkarılan dersler sonucu,
bugün muhteris siyasilerin insanları sokağa dökme
çabaları sonuç vermiyor.

Her ne kadar algılarımızla oynanarak düşman yaratmada
başarılı olunsa da, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi
toplum silahlı çatışma ya da kaos noktasına gelmiyor.
İktidar yandaşlarıyla vatandaşın ekseriyeti arasında,
yaratılan husumet duygusu, siyasilerin sorumsuz
davranışları ve kışkırtmalarına rağmen sadece toplumda
gerginlik ve huzursuzluk düzeyinden öteye gitmiyor.
Bilhassa dini referans aldığını belirten bu iktidarın yüce
dinimizin aydınlık yüzünü saklayarak, çıkarlarına uygun yorum
getirmesi sonucu ortaya çıkan din eksenli ayrışmanın
olduğunu görebiliyoruz.

Yalan yanlış ve hurafelerle izah edilen bu
çarpık dini yorum, hükümetin yandaş ve seçmen
yetiştirmek için dayattığı imam hatip okullarında, deizmin
yaygınlaşmasına hatta patlamasına sebep oluyor. Milli
eğitim ve Diyanet yetkilileri tarafından dikkat çekilen bu
olgunun bilhassa gençler arasında rağbet görmesi iktidar
cenahına panik yaşatıyor. Dindar ve kindar nesil hedefiyle
çıkılan yolda telkin edilen inançtan soğuyan gençlerin
çoğunluğa ulaşması, gerçekleşmesine çalışılan projede
ortaya çıkan büyük sapmayı anlatıyor. Halbuki aldıkları
direktif gereği uzun yıllar telafi edilemeyecek düşmanlığı
tabana yayarak 12 Eylül öncesinde başarılan, kardeşi
kardeşe kırdırmanın yollarını bulmaları icap ediyordu.
Ancak geçmişte yaşanan olaylardan çıkarılan acı dersler
sonucu halkı bir türlü sokağa dökemiyorlar. Geçmişte
silahla yapılan sindirme, korkutma caydırmaya yönelik eylemler
bu gün maalesef devlet gücü kullanılarak yapılıyor.
Özellikle mevcut hükümetin yetiştirdiği gençliğe, her
türlü maddi imkanın sunulması, türlü dünyevi zevki tadıp
yaşaması, dini jargon kullanan ama yozlaşmış ve dejenere
bir nesil ortaya çıkardı. Bu gençlik kavga etmez, mücadele
vermez, iftira atar, yalan söyler. Aktroller adı altında
büyüklerin hezeyanlarını, aldıkları talimatlarla sosyal
medya hesaplarından kusar, tehdit eder, ihbar eder, iftira
eder.

12 Eylül öncesinin ateşli silahları yerini dindar ve kindar
denen bu neslin kullandığı bu şerefsiz yöntemlere bıraktı.
Para ve satın aldığı her şeye hiç emek vermeden sahip
olanlar kaybetmemek için insan onuruna yakışmayan metotlarla
mücadeleden sonuç alacaklarını sanıyor.
Geçmişte sağ sol adı altında birbirine kırdırılan, ama
ölümü hiçe sayan idealist nesil yerini muhafazakar denilen
mutlu ve müreffeh kan emicilere bıraktı. Böylesine
düşmanlaştırılan toplumda taraf olması gerekenler yani
iktidardan nemalananlar, halkla mücadelede yine halkın
içinden çıkan çaresizlik ve zaruret yüzünden polis ya da
jandarma olan çocuklarımızı kullanıyor.
Geçmişte birbirleriyle kavga eden siviller yerine,
devlet imkanları hayasızca kullanılarak güvenlik güçlerini
kavganın tarafı haline getiriyor. Bilhassa toplumsal
olaylarda, sıkılan basınçlı sular, plastik mermiler ve biber
gazı, kullanılan orantısız güç halkta asayiş birimlerine
güveni zedeliyor. Yukarıdan verildiği anlaşılan emir ve
talimatların kendi vatandaşından korkanların ruh halini
açık seçik anlatıyor. Kendilerine yöneleceğini düşündükleri
her türlü haber, fikir ya da eylemi şiddetle bastırmak
suretiyle bu düzenin devam edeceğini sanıyorlar. En
küçük eleştiriyi, hapisle tecziye etmek ya da tazminata
mahkum etmek suretiyle siyasallaştırdıkları yargıyı silah
gibi kullanıyorlar. Çalışanları,eşleri ve çocukları ile tehdit
ederek ya da serbest meslek sahiplerini sigorta denetimleriyle
korkutarak sonuç almaya çalışıyorlar. Büyük iş
adamlarını masak ya da maliye müfettişleri yoluyla sindiriyorlar.
Ve yaşı, kariyeri, cinsiyeti, etnik kökeni, mezhebi
ne olursa olsun elleriyle büyüttükleri fetönün, mensubu
olmak suçlamasıyla korku içinde yaşatıyorlar. 12 Eylül öncesiyle
kıyasladığımızda kamplaşma ve düşmanlaşmanın
bu gün çok daha ileri boyutlarda olduğunu söylemeliyiz.
Yaşayanlar teslim edeceklerdir; O gün için silahlı mücadele
gençler tarafından yapıldı. İstisnası olsa da halkın
çok büyük bir kesimi bu mücadelede taraf değildi. Tersine
kardeş kavgasının bitmesi için herkes gücü üzerinde
katkı vermeye çalıştı. Nitekim 12 Eylül’den sonra yapılan
anayasa oylamasının 90’nın üzerinde tasvip görmesi
kardeşkanı dökülmesine karşı verilen anlamlı bir cevaptı.
Halbuki bu gün, yarılan toplumun bir kesimi mevcut
hükümeti ve temsil ettikleri fikri kabul etmiyor. Diğer
kesim ise elindeki her türlü yetkiyi ve imkanı tehdit unsuru
olarak kullanıyor. Camilerde vaaz veren hocaların kahir
ekseriyeti, gerilen ve bölünen toplumun bir kesimi için
militanlık yapıyor. Memur sendikaları hatta tüm STK’lar
marifetiyle liyakat yerine biat ikame edilerek tarafgirlik
teşvik ediliyor. Belediyeler kayırmacılığın ve ayrışmanın
en önemli cephesi haline getirildi. Muhtarlar eliyle fakir
fukara garip gureba da ihtiyaçlarına göre değil siyasi
tercihlerine göre değerlendiriliyor.

Hasılı, iktidar vatandaşları, kendisinden olan ve
olmayanlar şeklinde 12 Eylül öncesine rahmet okutulacak
şekilde düşmanlaştırdı. O günlerde kavganın ve
çatışmanın tarafı bilhassa üniversiteli gençlikti. Bu gün
ise maalesef örnek olması gereken din adamları başta
olmak üzere her yaş ve kariyerden siyasi İslamcılar,
bölünen taraflardan birisi haline getirildi. Yüce dinimizin,
çıkar çatışmalarının merkezine oturtulması, AKP
ve yandaşlarının bu ülkeye ve islama yaptığı en büyük
kötülük olarak hep, hatırlanacaktır.

28.06.2019 (Ali Ayhan Özçubukçu)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

GAZİANTEP İYİ PARTİ’DE BİLMECE

İYİ PARTİ'DEN BEKLENEN İYİ MESAJ

RANDEVU İÇİN ÇALIŞMAK

DALKAVUKLUĞA POYDOS

ÖRNEK BİR VATANSEVER

NECDET SEVİNÇ ADLI BİR EFSANE

KAMU GÖREVİ VE PARTİCİLİK

AKP’Yİ YENİ PARTİLER KURTARIR

İMAMOĞLU'NUN ATEŞLE İMTİHANI